Söyleşi | | Öğrenci Kolektifleri’nden Tuna Oymak: “Hayatın dayanışmayla idame ettirildiği deprem sürecinde üniversiteliler kampüsten aldıkları bilgiyi, halkın yaralarını sarmak için büyük bir emekle işlediler” 

“Doğal afetin katliama dönüştüğü ve bunu aynı anda çok büyük bir coğrafyada yaşandığı bu süreçte halkın yaralarını sarmak, memleketin dört bir yanından üniversitelilerin büyük bir seferberlikle bilgi birikimini halk için kullanmak, deprem bölgelerine giderek gerçekten yapılması gereken ne varsa büyük bir özveriyle yapmak aslında o dayanışma ortamının bir parçası olabilmek çok önemli”

6 Şubat depremleri,

6 Şubat depremlerinin ardından, ikinci günden itibaren deprem bölgelerinde dayanışma ağları kuran üniversiteliler, kentin yeniden inşası için yürütülen seferberliğin önemli bir parçası oldu. Öğrenci Kolektifleri’nden Tuna Oymak ile, bu süreçte üniversitelilerin deneyimlerini, depremin kentlerde yarattığı yıkımı ve yeniden inşa sürecinde üniversitelilerin oynadığı rolü konuştuk.

Universiteli.org’un soruları ve Oymak’ın yanıtları:

Öğrenci Kolektifleri olarak 6 Şubat depremleri sonrasında ve devamını izleyen süreçte neler yaptınız?

Depremin ikinci gününden itibaren üniversiteliler olarak deprem bölgesine gittik. Önden giden arkadaşlarımız ilk başta bölgeyi gözlemleyip ne yapabileceğimize dair bilgi aktarımda bulundular. Daha sonrasında hem farklı deprem bölgelerine gittik hem de deprem bölgeleri dışında üniversitelerimizin bulunduğu kentlerde dayanışma ağları kurduk. Yaşadığımız şehirlerde tırların yüklenmesi, kurulacak kütüphane için kitap toplamak ya da deprem bölgesindeki arkadaşlarımızın ihtiyaçlarını gidermek üzere pek çok çalışma yürüttük. Deprem bölgelerinde de Malatya, Maraş ve Hatay’daydık. Özellikle Hatay’da yaklaşık sekiz ay kadar çalışmamız devam etti bu süreçte ilk başlarda tırların indirilmesi, çadır kentlerin kurulması gibi asgari koşullarda hayatın bir şekilde devam etmesi için gereken acil ihtiyaçların giderilmesi için emek verdik. Hatay’da ilk olarak Sevgi Parkı’ndaydık ancak daha sonrasında polis zoruyla oradaki halk yerlerinden edildiği için Aşağıokçular Mahallesi’ne taşındık. Tüm bu süreçte çadırkentlerin taşınmasında ve aşevlerinin kurulmasında da sorumluluk aldık. Daha sonrasında Hatay’da iki mahallede kurduğumuz konteyner çocuk alanlarında yaptığımız atölye ve etkinliklerle çocukların ve gençlerin yaşama dair umutlarını tekrar yaşatmaya çalıştık ve alternatif bir eğitim modelinin de mümkün olabileceğini gösterdik. Toplumsal cinsiyet eşitliği, eğlenceli bilim, eğlenceli matematik ve evrim gibi pek çoğu müfredattan kaldırılmış ya da sistemin çıkarları doğrultusunda şekillendirilmiş konuları üniversitelilerin kendi bilgi birikimi ile yeniden ürettiği ve toplumsallaştırdığı ve bunu sürekli kılmanın mümkün olduğunu gösterdik.

Hatay,

Benzer şekilde yaklaşık 2 hafta kadar Maraş’ta ve 1 ay kadar da Malatya’da kurduğumuz çocuk alanlarında atölye ve etkinlikler gerçekleşti. Çocuk alanlarının yanı sıra liselilerle birlikte kütüphaneler de kurduk bu kütüphanelerde çocuklarla ve gençlerle birlikte okuyup tartıştığımız etkinlikler düzenledik. Çocuklar ve liseli gençlerin sadece atölyelerle değil özellikle profesyonel olarak da travmalarını atlatabilmeleri için uzmanlarla iletişime geçip psikolojik destek sağladık. Birlikte geçirdiğimiz vakit ve paylaştığımız deneyimler öyle artmıştı ki artık gece nöbetlerini dahi birlikte tuttuğumuz sabah uyanış saatimizden önce bizi konteynerin önüne gelip bekledikleri bazen bizi uyandırdıkları günler oluyordu. Yağmur çamur demeden tüm sıkıntıları birlikte göğüslediğimiz, birlikte çadırları topladığımız geri kurduğumuz, birlikte pişirip yediğimiz, parkı, bahçeyi, çadırları tuvaletleri, tüm ortak alanları birlikte temizlediğimiz halihazırda orada yaşayan halk için dışarıdan gelmiş insanlar değil yıllardır orada yaşıyormuş gibi benimsendiğimiz halkın bir parçası olduğumuz bir süreçti.

19-20-21 Nisan tarihlerinde ise 9. Uluslararası Gençlik filmleri Festivali’yle birlikte bu kez gençliğin sesini perdelerden yükselttik 8 köye gittik. Çünkü bazen üniversiteli olmak sırtında bir laptop çantası ve kucağında bir projeksiyonla köy köy gezip insanların yüzünde tebessüm yaratmak, projeksiyondan çıkan ışıkta umudu yansıtmaktır.

Hatay,

Hatay,

Doğal afetin katliama dönüştüğü ve bunu aynı anda çok büyük bir coğrafyada yaşandığı bu süreçte halkın yaralarını sarmak, memleketin dört bir yanından üniversitelilerin büyük bir seferberlikle bilgi birikimini halk için kullanmak, deprem bölgelerine giderek gerçekten yapılması gereken ne varsa büyük bir özveriyle yapmak aslında o dayanışma ortamının bir parçası olabilmek çok önemli. Öğrenci Kolektifleri de bunu aylarca yaptığı çalışmalarla düzenlediği her etkinlikte gittiği her mahallede verdiği emek ve çabayla başardı. Sonraki süreçte de yine depremzede halk ile özellikle adalet arayışı için düzenlenen eylemlerde basın açıklamalarında ya da adalet nöbetlerinde dayanışma içinde olmaya devam ettik.

“Hatay’daki yıkım medyaya yansıtılanın çok ötesindeydi”

Hatay’a gittiğinizde nasıl bir tabloyla karşılaştınız?

Yıkımın çok yoğun olduğu bölgelerden biriydi Hatay. Neyle karşılaşacağımızı az buçuk tahmin ederek gitsek de medyaya yansıyanların çok ötesindeydi gerçekler. Mahalleler enkaz yığınlarına dönmüş, sokaklar molozla kapanmış tüm kentin alt üst olduğu iletişim ağlarının tamamen kesildiği kimseden ne haber alabildiğimiz ne de haber verebildiğimiz bir yerdi. Halk bulduğu her boş alanda yaşama tutunmaya çalışıyor parklar ve bahçeler çadır alanlarına dönüştürülüyordu. Yıkım elbette sadece binalarda değil yaşamın her alanında insanların büyük kayıpları var ve psikolojileri de ciddi etkilenmiş durumdaydı. Tabii ki böyle bir durumda bizim için de adapte olmak kolay olmadı. Memleketin üçte biri enkaz alanına dönmüş, deprem bölgelerinde yaşayan arkadaşlarımızdan haber alamıyoruz, bazılarımız ailelerinden haber alamıyor ve oraya gidip tüm bu gerçeklikle yüzleşmek gerçekten çok zordu.

“Üniversiteliler kampüslerinden aldığı bilgiyi halkın yaralarını sarmak için işledi”

Depremin ilk saatlerinden itibaren kentte bir dayanışma oluşturularak gönüllü psikologlarından, öğretmenlerine, aşçılardan marangoza kadar herkes oluşturulan seferberliğin parçası haline geldi. Üniversiteliler olarak kendinizi bu seferberlikte nerede görüyorsunuz?

Halkın tüm kesimleriyle büyük bir seferberlik içinde olduğu o günlerde üniversiteliler olarak da yapabileceğimiz pek çok şey var. Aşevinde yemek dağıtmaktan tır indirmeye ya da bazen mahalleler arasından birkaç eşya, erzak vs. taşımak… Herhangi bir profesyonellik gerektirmeden de yapılabilecek pek çok şey var. Ya da üniversitelerde aldığımız bilgiyi halk yararına kullanmak, bilgini atölyeler aracılığıyla çocuklara, gençlere aktarmak. Çocuklarla yaptığımız etkinlikler ve atölyelerde hem öğrenmeleri hem de psikolojik açıdan görece travmalarını daha kolay atlatabilmeleri açısından büyük bir seferberlik yürüttük. Pek çok üniversiteden sıra arkadaşlarımızla beraber aylarca çocuklarla atölyeler yapıp kitaplara erişebilmeleri için kütüphaneler kurduk. Günün sonunda YKS’ye girmiş sınav sistemini bilen ve her birimiz farklı derslerde bilgili insanlarız o yüzden özellikle üniversite sınavına hazırlanan gençlerle dayanışmamız ya da onlara kendi kampüslerimizden bahsedip tercihlerinde yardımcı olmamız gerçekten gençler için ciddi bir destek de oluşturuyordu.

Hayatın dayanışmayla idame ettirildiği bu süreçte üniversiteliler kampüsten aldıkları bilgiyi, halk yararına halkın yaralarını sarmak için büyük bir emekle işlediler. Seferberliğin ve dayanışmanın önemli bir parçası oldular.