Odyssey’in uzun vadede getirecekleri

IMAX’e karşı olan eleştiriler maalesef şu anlık sadece “kırpılmış görüntü” argümanı üzerinden dönmektedir. Ancak eleştiriler bu argüman üzerinden döndükçe, insanlar IMAX’de izlemeyi ayrıcalıklı olarak görmeye daha fazla yönelmektedirler. Asıl kavga “kırpılmış görüntü” üzerinden değil, filmin sonrasında oluşacak hatta oluşmaya başlamış olan arz-talep dengesine yönelik olmalıdır

The Odyssey

Christopher Nolan’ın yeni filmi The Odyssey, Odysseia destanının uyarlamasıdır. Ancak Odysseia destanındakinden farklı bir şekilde olayları aktarır. Destanda tanrılar ve tanrıçalar önemli bir rol oynarken, The Odyssey filminde geri plana atılmışlardır ve destanın metafizik tarafından ziyade insani ve vicdani boyutları ön plana çıkarılmıştır. İzleyiciye görsel hazzı doruklarda yaşatarak kendine hayran bırakmasının yanı sıra, destanı böylesine farklı bir çerçeveden yorumlaması da takdire şayan. Ancak The Odyssey filmini yalnızca bir sinema filmi olarak okumak ne yazık ki mümkün değil.

Christopher Nolan, her filminde bir öncekinden daha fazla IMAX kamerası kullanarak zaten adından sıkça söz ettiriyordu, artık son aşamayı da aşarak The Odyssey filminin tamamını IMAX kameralar kullanarak çekti. Elinde imkân oldukça daha yüksek görüntü kalitesi ile çekmeyi muhakkak her sinemacı, daha yüksek görüntü kalitesi ile izlemeyi de her izleyici ister. Ancak dünyada IMAX 70mm gösterim yapabilen salonlar sadece 41 tane bulunmaktadır. Türkiye’de ise bulunmamaktadır. Günümüzdeki IMAX salonlarının çoğu dijital IMAX kullanmaktadır ve bu da IMAX 70mm ile gösterim yapan salonlara kıyasla çok belirgin olmasa da daha az detay işlenebilmesi ve üstten alttan daraltılmış görüntü anlamına gelmektedir.

Christopher Nolan mainstream yani ana akım bir sinemacıdır. Kitlelerin beğeneceği, klasik olay örgüsünde ilerleyen, arthouse (sanat sineması) sinemaya göre sınırları daha belirgin hatlarla çizilmiş, estetik hazzı filmin merkezine koyan filmler yapmaktadır. Bu yüzden izlemesi birçok sinemasevere daha kolay geldiği için izleyici sayısı haliyle daha fazladır. Mainstream izleyicileri de tıpkı mainstream yönetmenleri gibi görselliğe önem vermektedir ve bu yüzden tükettikleri içerikten estetik haz alma gayesi etrafında toplanarak filmlere rağbet göstermektedir. Bu yüzden The Odyssey filmi kitlelerce çok beğenilmiş ve övgü üstüne övgü toplamıştır. Ancak filmi IMAX salonlarında izleyenler, bu deneyimin normal salonlara göre çok daha iyi olduğunu söyleyerek, kendilerinin bile haberi olmadan, kapitalizme verebilecekleri en büyük desteklerden birini vermiş, arz-talep sisteminde yeni oluşmaya başlamış bir zinciri kuvvetlendirmektedirler. Christopher Nolan da zaten eski açıklamalarında filmlerinin IMAX salonlarında izlenmesini tavsiye ederek, insanların IMAX’e karşı ilgisini cezbetmişti. IMAX salonlarında filmi izleme şansı bulanlar, filmin IMAX’de izlenmesinin ne kadar büyük bir ayrıcalık olduğundan bahsederek, IMAX’de izlemenin bir statü belirtisi olarak görülmesini sağlamıştır. IMAX’e gerek maddi imkansızlıklardan dolayı gerek ise yaşadıkları yerde bulunmamasından dolayı gidemeyenler ise standart sinemalarda filmi heveslerini tam alamayarak izlemektedirler. Buradan anlayabileceğimiz şey şudur; IMAX şu anlık erişilebilir olmaktan uzaktır ancak bir gün herkesin erişebileceği yerde, her yerde olacaktır. Kapitalizm varlığını, var olmayan sorunları yaratıp ardından kendisini çözmüş gibi pazarlaması ile sürdürmektedir. Evet IMAX sinemalar bir gün fazlasıyla erişilebilir olacaktır ve bu sorun ortadan kalkacaktır. Ancak bu, bağımsız sinemacılar için açıkça bir tehdittir.

Korona sürecinde dijital platformların yaygınlaşması sonrası, tüm dünyada sinemaya olan rağbetin düşmesinden dolayı Hollywood eksenindeki mainstream yapım şirketleri ve yönetmenler, denemedik şey bırakmamışlardır. IMAX de bu sürecin en güncel hamlesidir.

İnsanlar IMAX övdükçe, bunu farkında olmadan bir statü belirtisi haline getirdikçe, yeni sinema salonları açılacak ve bilet fiyatları tekrardan sıçrayacaktır. Yeni açılan sinemaların rantı yenecek, olan yine halka ve bağımsız kendi ayağı üzerinde durmaya çalışan sinemacılara olacaktır. Çünkü yapımcılar, sinemalar tekrar hayatın eskisi gibi bir parçası olduğunda, bağımsız sinemacıların filmlerine destek vermeyi önemli ölçüde azaltacak, daha fazla para kazanmak için mainstream işlere fazlasıyla yoğunlaşmaya başlayacaklardır.

Kısacası evet, The Odyssey destana getirdiği farklı bakış açısı, özgün yorumu, görselliği ve oyunculukları ile çok başarılı bir iştir. Ancak ardından gelecek uzun vadeli sürece karşı farkındalık kazanmalıyız. IMAX’e karşı olan eleştiriler maalesef şu anlık sadece “kırpılmış görüntü” argümanı üzerinden dönmektedir. Ancak eleştiriler bu argüman üzerinden döndükçe, insanlar IMAX’de izlemeyi ayrıcalıklı olarak görmeye daha fazla yönelmektedirler. Asıl kavga “kırpılmış görüntü” üzerinden değil, filmin sonrasında oluşacak hatta oluşmaya başlamış olan arz-talep dengesine yönelik olmalıdır.

Marmara Üniversitesi öğrencisi Ege İlya yazdı